17 Mart 2012 Cumartesi

"KELEBEK"

Canının bir hayli sıkkın olduğu gecelerden birini yaşıyordu. Yine kapanmış odasına,kendisini özenle hazırlamış olduğu müzik arşivine bırakmıştı. Bir yandan şarkılarını dinlerken, diğer yandan canını sıkan nedenleri kağıda dökmeye karar vermişti. Daha önce bunu yapmayı hiç denememişti. Bu ilk olacaktı ve de tahmin etmediği kadar zor olacaktı. Çünkü içindeki derdi kağıda dökemeyecek kadar derindeydi. Yazıya aktarılamayacak kadar soyut. Öyleydi ki yüreğinde bir yara halini almıştı. Bazı geceler kendini bu denli acılar içinde bulmasının sebebi bu yaranın kanamasıydı. O gecelerde yaptığı tek şey yaranın oluştuğu kısmın çevresini temizlemekti. Farkında değildi ama bu yara gittikçe derinleşiyordu.. Bir zaman sonra daha çok acı çekmesine neden olmuş ve artık düşündüğü tek şey yarayı iyileştirecek merhemi bulmaktı. Çareyi yazmakta buldu. Kalemin ucunun kağıda temas etmesiyle beraber müzikte dönmeye başladı beyninin içinde "Ben bir kelebeğim,yarın öleceğim,kanatlarım emanettir,çırılçıplak gömüleceğim."Ölümden başladı önce yazmaya. Yaşayabilmek için önce ölmek gerekiyordu çünkü.Ölümün bir son olmadığını düşünüyordu aksine bir başlangıçtı onun için. Yazarak ölmeyi denedi. Yazdıkça öldü,öldükçe de ölümsüzleşti. Sonra aşkı yazmak istedi.Aşkı yazabilmesi için "aşkın kendisi için nerede olduğunu bilmesi gerekiyordu?" Bunun üzerine düşündü, yazmaya kısa bir ara vererek. Aşk; ne sadece akıldaydı ne de sadece yürekte. Aşk, hem yürekteydi hem akıldaydı. Aşk, hem hayattı hem ölümdü. Aşk hem acıydı hem mutluluktu. Aşk, hem yanlnızlıktı hem birlik. Aşk, hem vardı hem yoktu. Aşk, bir vardı bir yoktu. Aşk dile gelince mi güzeldi yoksa sadece yaşamak mı bilemiyordu. Ne dile gelebiliyordu ne de yaşayabiliyordu. Aşk onun için uzaktan sevmekti. Aşk onun için yalnız gecelerde düşüncelerinde çoğalmaktı. Aşk onun için artık yazmaktı. Aşkı anlamak için yüze bakmak yeterli değildi.Aşk yürekteydi. Bir sigara yaktı ve derin bir nefes çekti. Bir yandan da müzik devam ediyordu. "Sessizsin yağmur gibi,üşüyorsun bir dal gibi, korkuyorsun kırılmaktan rüzgarda yaprak gibi, düşüyorsun kuşatılmış şehir gibi,susuyorsun içinden." Ağlamamayı öğrendiği büyüklerinden gizli gizli ağlamayı da öğrenmişti. Ve sessizliğin sesini dinlemeyi öğrenmişti. Dinledikçe sessizleşmiş,sessizleştikçe dinlemişti. Sevmeyi öğrendiği gibi kaybetmeyi de öğrenmişti. Hem sevmiş hem kaybetmişti. Gidenin arkasından sessiz, yalnız gecelerde ağlamayı öğrenmişti. Beklemeyi öğrenmişti, beklenilen gelmediği için. Ayrılığı yaşamış, ayrılamamıştı. Ayrılmak onun için kolay değildi. Yazarken acısı derinleşmişti. Yanlış bir şey yaptığını düşünmüştü. Yazdığı sayfalarca yazıyı bir çırpıda yakmıştı acısını dindirir diye. Dindirmemişti. Yürüyüşe çıkmaya karar vermişti. Gecenin bir yarısı, insanların olmadığı sokaklarda yürümeyi çok severdi. Sigara paketini evde unutmuştu. Açık bir büfede cebindeki son parayla bir paket sigara almış ve yürüyüşe devam etmişti. Ölümsüzlükten bahsetmişti yazarken. Ölümsüzlüğü ölerek bulmak istemişti. Kendilerini içkiye vermiş bir grup sarhoşa denk gelmişti. Elbet vardır bir sebepleri diye düşünüp semtin sahiline doğru yürümeye devam etmişti. Son bir sigarasını yakmış ve son şarkısını da dinlemişti: "Sen,sen giderken,kalbim burda kalırken,ellerim sessiz soğuk ve suskun öyle dururken, yalnızlık gittiğin yoldan bana geri gelirken, gözlerinden yaş yerine sessiz harfler damlarken".... Ölümün güzelliğiyle kucaklaşmış ve yeni bir başlangıç yapmıştı. Artık onun için hayatın ikinci devresi başlamak üzereydi.Bu dünyada yapabileceği başka birşey kalmamıştı.. Not:Şarkı sözleri Cem Adrian'dan alıntılanmıştır.

1 yorum:

  1. Yuregine saglik guzel insan cok cok guzell;-):-):-):-)

    YanıtlaSil