16 Nisan 2012 Pazartesi

Ben Giderken...

Bırakıp gitmenin ne kadar zor olduğunu, gidecek bir yerimin olmadığını anladığımda öğrendim. Gidecek bir yerimin olmadığını ise bulunduğum yere ait olmadığımı hissettiğimde... Fakat şunu da öğrendim ki çekip gitmeyi iyi bileceksin Arkadaş! Hem de arkana bile bakmadan, çıkarken sessizce kapattığın kapıyı tekrar sessizce açmaya niyet etmeden, rüzgarı arkana alarak, sisle kaplı bir gecede gri kaldırımlarda arkanda iz bırakmadan çekip gideceksin Arkadaş! O iz bırakmayan sessiz adımların öyle güçlü olacak ki seni geriye götürmeyecek... O rüzgar öyle deli esecek ki yüreğin sadece bir adım atmana müsade ediyorsa rüzgarın kuvvetiyle bacakların iki adım birden atacak... Yüreğin her ne kadar geride kalmaya dirense de aklınla birlikte yüreğinde o kadar ileride olacak arkadaş! Öyle bir gideceksin ki seni bu yoldan vazgeçirebilecek bir neden kalmayacak geride. Çünkü gitmenin altın kuralını çok iyi bileceksin; herhangi bir neden, herhangi bir iz kaldı mı geride kilometrelerce yol katetsen de aslında hiç gitmemiş sayılacaksın... Şunu da iyi bileceksin arkadaş!: "Gitmek yenilmek değildir, kazanmak da. Gitmek gitmektir işte hepsi bu" Evet böyle diyordu o çok sevdiğim şarkının en can alıcı kısmı. Gidişlerini bir zafer veya yenilgi olarak algılamayacaksın. Sadece düşeceksin yollara ve gideceksin... Bütün bunları düşünerek gitmenin zor olduğunu da öğrendim gitmeyi denerken. Herşey olabildiğince hızlı olmalı ve herşey olabildiğince de dağınık bırakılmalı... Uzun zamandır vücudumu kemiren duygulardan, düşüncelerden kurtulup gitmeyi istememdi bunları yazdıran....Gidemedim.... Hiçbirimiz gidemedik... Ne ailemizden, ne aşkımızdan, ne de kendimizden bir adım öteye dahi gidemedik...Ne aşkımıza, ne ailemize, ne de kendimize bir adım bile gidemedik.. Öylece esiri altında yaşamaya devam ettik hayatın...Yaşadığımızı düşündük insan eliyle oluşturulan ve adına "zaman" denen kavramın bizi sınırladığı bir dünyada... Yaşadığımızı düşündük içimizde biriktirdiğimiz aşk ile... Yaşadığımızı düşündük yalandan gülümsemelerimizle... Yaşamıyorduk aslında sadece biriktiriyorduk.. Aşkımızı yüreğimizde, gülümsemeleri zihnimizde biriktiriyorduk... Biriktiriyorduk ceplerimizi umut kırıntılarıyla... Bir umut bekliyorduk ışığı görebilmek adına... Görmeyecektik, görmek istiyorsak yapmamız gereken tek şeydi gidebilmek... Ama biz gidemeyecektik... İnatla avutacaktık kendimizi "Güzel günler göreceğiz, güneşli günler" diye... Güneşi sonsuza kadar görebilmenin mümkün olmadığı dünyadan gidebilirsek görebilecektik güneşi hem de sonsuza kadar.. Ve gidebilecektik kendimize, sevgiye, aşka... Evet, ben bu defa gidecektim. Kararlıydım. Fakat bu gidiş kesin gidiş olacaktı tıpkı dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkmak gibi. Herşeyi arkamda bırakarak gidecektim. Bugün o gündü. Bugün gitmek için en uygun gündü. Bugün takvime göre doğumumun kutlanıldığı gündü. Bir doğum gününde gitmekten daha güzel birşey olabilir miydi? Ben bugün gidecektim, aşka gidecektim, huzura gidecektim ben aslında kendime doğru huzurlu bir yolculuğa çıkacaktım... Kesin gidiş dedik ya dönüş bileti olmayanından... "Hoşçakal iki gözüm"