12 Ağustos 2012 Pazar

Dersim Dağlarında iki Umut

     Büyünce ne olacaksın sorularına maruz kaldığı dönemde Jiyan ısrarla pilot olacam der Dersim'in o masmavi gökyüzünde bir pilot gibi uçak kullandığını hayal ederdi. Gökyüzünün hakimi olacak, özgürlüğü gökyüzünde bulacaktı. Adını gökyüzüne yazacaktı ve Dersim'de herkes onun göklerin hakimi olduğunu kabul edecekti. Gökyüzüyle arasında öyle sıkı bir bağ vardı ki daha yakın olabilmek için sık sık Dersim dağlarına çıkar, hikayesini anlatırdı. Jiyan anlattıkça Güneş doğar Dersim'i aydınlatır, Jiyan sustukça da güneş dağların arkasına saklanır karanlıklar içinde bırakırdı şehri. Bu yüzden hiç susmak istemezdi Jiyan. Ta ki susturulana kadar anlatmaya devam edecekti.
     Bir de Sabiha vardı ne olacaksın sorusuna maruz kalanlardan. İsminin Sabiha konmasıyla ilk kadın savaş pilotunun adının da Sabiha olmasının bir ilgisi yoktu. Sadece "Sabiha" idi. Savaş pilotu olup bir şehri bombalamaktan ziyade onun hayali doktor olmaktı. Doktor olup Dersim'in kanayan yaralarını saracaktı. Bir doktorun yokluğundan kaybettiği annesinin helalini bu şekilde kazanacaktı. Elinden geldiğince bütün şehirdeki hastalara koşacak, onları iyileştirecekti. Sabiha yıldızları sevecekti çünkü Annesini kaybetmeden evvel onda duyacağı son sözlerden biriydi "Yıldızlar hem yön buldurur hem de aydınlatır. Bir yıldız gibi ol Kızım. Aydınlat çevreni; aydınlat ki halkın ezilmesin, yön göster ki halkın karanlık yollarda kaybolmasın."
      Jiyan'ın babası bir uçurtma yapmıştı Jiyan'a Dersim dağlarında uçurabilsin diye. Jiyan o gece sabırsızlıkla sabahı beklerken, Sabiha ise evin damında kendisi için hazırladığı yer yatağında uzanmış yıldızlara bakarak bir yandan annesini  bir yandan da Jiyan'ın Dersim dağlarında uçurtma uçurma davetini düşünüyordu.
     O sabah Jiyan bir an önce kahvaltısını yapıp dışarı çıkmak istedi. Evden çıkmadan evvel sıcak,küçük bir buse indirdi annesi Jiyan'ın yanağına. Öyle bir andı ki bu Jiyan'ın yüzünü belirsiz bir ifade kaplarken, annesi tedirgin, üzgün bir ifade içindeydi. Jiyan, Sabiha'yı da alarak Dersim dağlarına çıktı.
     Sabiha kendini o kadar yalnız hissediyordu ki bir anda ağlamaya başladı. Jiyan'ın durumu anlaması biraz sürse de Sabiha'nın yanına öylece oturdu ve hikayesini anlattı. Daha sonra Sabiha'nın hikayesini dinleyen Jiyan o kadar üzülmüştü ki birşeyler söylemesi gerektiğini biliyor fakat düşündüklerini söyleyemiyordu çok zor bir andı Jiyan için. Sonunda konuşabilmeyi başardı ve  başladı anlatmaya;" Güneş bizim için doğduğu sürece, Dersim aydınlandığı sürece biz yaşamaya devam edeceğiz, umut etmeye devam devam edeceğiz. Bugün Dersim sensin, benim ve bizim gibilerdir. Biz hayal ettikçe Dersim yaşayacak, inandıkça var olacağız. Ezilmeyeceğiz, ezmeyeceğiz. Dersim dağlarında uçurtma uçuran çocuklar yarın daha fazla olacak. İnancımız hayatımızdır. Birbirimize söz verelim Sabiha. Ne olursa olsun, hayat karşımıza istediği kadar engel çıkarsın biz o engelleri tek tek aşarak inandığımızın, hayallerimizin peşinde koşmaya devam edeceğiz. Biz hayatı yaşayacağız. Gökyüzünde bir yıldızın ışığında, güneşin doğuşu ve batışında, bir annenin sımsıcak kollarında, bir babanın oğlunu mutlu edebilmek için giriştiği yaşam mücadelesinde, hayatın her anında bıkmadan, usanmadan, kırmadan, severek yaşayacağız hayatı. Söz ver Sabiha bana, söz ver."
Bu sözler Sabiha'yı öyle bir etkilemişti ki kalkıp Jiyan'ın ellerinden tutup; "Sana söz Jiyan biz o güzel günleri yaşayacağız, yaşatacağız. Biz hayallerinin peşinden giden çocuklar olacağız. Sana söz hiçbir çocuk annesinin ölümüne şahit olmayacak Jiyan."
     O kadar masum sözcükler dökülüyordu ki Sabiha ve Jiyan'ın dudaklarından, büyüklerin o puslu, karanlık, zalim sözcüklerinden bihaber. Öyle umutlu, coşkulu ve masumdular ki nelerle karşılaşacaklarını bilmiyordular.
     Jiyan uçurtmayı havalandırırken Sabiha'dan yardım istemişti. Uçurtma havalanırken elele tutuşmuş bu iki çocuk birazdan gelişecek olaylardan habersiz gülümsemenin insan yüzüne ne kadar yakıştığını ispat edecek kadar güzel gülüyordular. Uçurtmanın gökyüzüne ulaşmasıyla Dersim'in üzerine karanlık bulutlar çökmüş, güneş bulutların arkasına sığınmış ve Dersim üzerine yağmur damlaları düşmeye başlamış. Uçurtma rüzgarla sallanmış, gökyüzünde duramayacak duruma gelmişken Dersim'e düşen ilk bomba ile uçurtma da düşmüş. Dersim'in bu dağında Sabiha ve Jiyan'ın gözlerinden süzülen yaşlar ile yağmur damlaları birbirine karışmış. Dersim bombalanmış, yürekler dağlanmış....


                 Hikaye burada biter. Umut mu o hiçbir zaman bitmeyecek...


                                             <----------------------------->


Haftanın Kitabı: Murathan Mungan ve 23 Yazarın kendi hikayesini yazdığı "Herkesin bir Dersim Hikayesi vardır"