29 Aralık 2012 Cumartesi

Unutursak Kalbimiz Kurusun

   Gözümü açtığımda olmam gereken yerde değildim. Hava soğuktu ve bedenimden kopan uzuvlarım karla kaplı arazide hiçbir zaman bana ait olmamışlar gibi hareketsiz bir şekilde öylece duruyorlardı. Göz kapaklarım kapanmasın diye direniyordum nafile çabalarla. İşlevini yitirmek üzere olan bir makine ekranının yanıp yanıp sönmesi gibi zihnimde de düşünceler, isimler belirip belirip kayboluyordu. Kelimeler bir bir düşüyordu dile.   Adeta bir bağlılık yemini olan üç kısa kelime. Öyle ki bir kere düştüyse dile geri dönülemezdi. Tek başına hiçbir anlam ifade etmeyen ancak yan yana dizildiğinde anlamı içinde boğulduğum üç kelime. Belki de sonunun bilindiği veya hissedildiği bir yolculuğa çıkmadan evvel gayrı ihtiyari söylenen kelimelerdi. Hangi şartlar altında olunursa olunsun varlığının hiçbir zaman ölmeyeceğini ifade eden harflerin uyumuydu bu üç kelime. Bir daha açılmamak üzere kapanan gözlerimden, karla kaplı toprağa düşen son bir gözyaşıyla beraber bu üç kelime de dile gelmişti.  "Unutursak kalbimiz kurusun..."

 
   "Karanlık çökünce yola çıkacağız. Sabah ezanı köyde duyulmadan evvel geri dönmüş olacağız. Merak etme güne sımsıcak yatağımızda uyanacağız." dedi büyük biraderim. İçinde bulunduğum sessizlikten endişelenmiş olacaktı ki tamamen güven aşılayacak sözler enjekte ediyordu zihnime. Endişelenmekte de haklıydı bir bakıma. Önceki yolculuklara nazaran bu defa derin bir suskunluğa hapsolmuştum. Bunun sebebini ben de anlayamamıştım. Kalbimin sıkıştığını, nefes alamadığımı hissediyordum büyük biraderim konuşurken. Sadece dudaklarının kıpırtısını görüyordum. Duyduğum tek şey ise sessizliğin sesiydi. Söylediklerine herhangi bir tepki vermediğimi görünce neşelenmemi sağlayacak bir harekette bulunarak hazırladığı kartopunu yüzüme fırlattı. Yüzüme çarpan bu kartopu ile kendime gelmiştim. Ani bir darbeyle büyük biraderimi yere serdim ve oradan hızlı adımlarla uzaklaştım. Neye uğradığını şaşıran ağabeyim ellerini açarak " İyi misin?" diye seslendi arkamdan. Cevap vermeden yoluma devam ettim. Zehra'yı görmek istiyordum. Bir tek o anlardı beni. Onunlayken yaşadığım iç huzur tarif edilemezdi.

   Her yolculuk öncesi kararlaştırdığımız yerde ve saatte buluşurduk Zehra ile.İşte geliyordu bir gülüşüyle soğuktan titreyen dünyamı ısıtan. Bu kez fazla kalamayacağını söyleyerek söze girdi. Yapması gereken işler vardı. Böyle durumlarda kalması yönünde ısrar etmezdim. Ancak bugün kalsın istiyordum. Son saniyeye kadar burada benimle zaman geçirsin istiyordum. İçimdeki sıkıntı düşüncelerimi Zehra'ya söylememe engel oldu. Kalmasını isteyemedim kendisinden. "Yarın döndükten sonra yine burada bekliyor olacağım seni, şimdi gitmem gerek." dedi Zehra. Ve daha sonra şunları ekledi; " Unutursak kalbimiz kurusun..."

    Sabah ezanının duyulmasıyla beraber güneş tarafından karşılanacağımızı düşünüyorduk. Ancak beklentilerin her zaman gerçekleşmediği bir dünyada yaşadığımızı unutmuştuk. Güneş yerine ölümlerle karşılandık köyde. Kar yağışı yerine adeta bombalar yağmıştı üzerimize. Tüm gün rahatsız eden sıkıntı bir anda yerini sonsuzluk duygusuna bırakmıştı. Tüm köy halkı bağlılık yemini olan üç kısa kelimeyi birbirlerinin kulağına fısıldayarak bağlılıklarını bildirmiştiler. Ezan bittikten sonra köyün imamı "Unutursak kalbimiz kurusun.." diyerek Zehra'yı bir daha uyumamak üzere uykusundan uyandırmıştı...

12 Aralık 2012 Çarşamba

UMUT


   
    Ne yapmak istediğini bilmediği gecelerden birini yaşıyordu (Noktalar benim) Sessizliği dinliyor, belli belirsiz kelimeler mırıldanıyordu / Birden diziyle tempo tutmaya başladı / anlaşılamaz halde mırıldanmaya devam ederken "Ölümsüz değilsin" diye sesini yükseltti / 
Kimse duymamıştı belki onu / Belki o da duymamıştı kendisini (çığlıklar benim) / Bir ışık arıyordu karanlık odasında / "Umut" arıyordu / Bir ışık yok sende biliyorsun dedi ona iç sesi / Kalktı sandalyesinden sakince ve bir sigara yaktı / Bir nefes çekti sigarasından ve bir ışık var diye cevap verdi iç sesine / Sinsi bir gülüş belirdi yüzünde ve "Ölüm" dedi / Umut orada dedi...




Oturduğu sandalyede bir öne bir geriye sallayıp durmaya başladı hareketsiz bedenini(Noktalar benim) / Bir anda karanlık bir dünyada buluverdi kendini (Tüm ışıklar benim) / Belirip belirip kaybolan cisimleri yakalamaya çalışıyordu gözleriyle / Beliren her bir cisim bir şey fısıldıyordu (Çığlıklar benim) / Görmüyordu ama duyuyordu / dokunamıyordu ama hissediyordu / Daha hızlı sallamaya başladı bedenini / Duymak istemedi söylenenleri / Elleriyle kulaklarını kapamayı denediyse de başaramadı / Kendisini rahatsız eden sesler zihninin derinlerinden geliyordu / Uzak dur diye haykırmaya başladı birden ve sarıldı bedenine sımsıkı / Ölümü fısıldıyordu kendi zihni / huzuru / umudu / mutluluğu fısıldıyordu süslü kelimelerle / Ölüm emri veriyordu kendi bedenine bu ses / Direnmeye çalışıyordu kendi iç sesine ve gözlerinden dökülen yaşlara / Omuzuna dokunan bir el ve ardından dökülen "iyi misin" sözcükleri büründüğü havadan kurtulmasını sağladı / Bu sıcak dokunuş "Aşk"ın ta kendisiydi....