29 Mayıs 2013 Çarşamba

Zihin Oyunu

     Karanlık ve sessiz bir başlangıçtı bu. Nerede olduğum ve buraya nasıl geldiğim konusunda hiçbir fikrim yok. Odanın ortasında çömelmiş vaziyette bir öne bir arkaya doğru sallarken buluyorum kendimi. Bu bir titreme değildi, Hayır. Fakat bedenim terliyordu nedeninin bilmediğim bir durumdan ötürü. Alnımda biriken ter damlalarını sağ elimin tersiyle sildim. Gözlerim, yuvalarından fırlarcasına odayı gözetleme halindeyken üzerime sinen ezilmişlik hissi ise zihnimi meşgul etmekteydi. Bu fısıltılardı odanın sessizliğini örten. Susturamıyordum, işaret parmağını yüzüme doğru dikmiş olan kişinin sesini. Çaresizliğin sonucu olarak kendime doğru sığınıyor, ellerimle kulaklarımı kapatmaya çalışıyordum. “İşte, bu aciziyetti seni bir böcek gibi hissettiren” diye ses tonunu arttırarak devam ediyordu anlatmaya. Bu sırada gözüme bir hamam böceği edasında hareket eden ve de üzeri örtülü bir cisim ilişti. Aynı anda sesinin şiddeti karşısında iki büklüm olup duvar dibine sığındığım kişinin kendisine dönüştüğümü hissettim. Demin beni bir böcek gibi hissettiren adamın yerini almıştım ve odada usulca gezinen cisim karşısında öfkemin şiddeti taşma noktasına geldi. Onu öldürmeliyim diye düşündüm. Bu düşünceye kapılma zamanım ile düşünceyi eyleme geçirme zamanım arasında çok büyük bir süre farkı olmamalıydı. Çünkü biliyordum ki eyleme geçmeyen düşünce sadece kişiyi tüketir. Harekete geçtim ve bir hışımla elime geçirdiğim ayakkabı ile hareket eden cismin üzerine sert bir şekilde vurdum. Rahatlama duygusu yüzümde sinsi bir gülümsemenin belirmesine neden oldu. Tek bir darbede ezerek öldürebilmenin mutluluğunu ayakkabının tabanına yapıştığını düşündüğüm cisme bakarak yaşamak istedim ancak başarılı olamamıştım. Şaşkındım. Onu nasıl kaçırmış olabileceğimi düşünürken tekrar aşağılık herifin teki olduğu duygusuna kapıldım. Öldürülme girişimine maruz kalıyor fakat her defasında kurtulduğumu hissediyordum. Ama o böcek kurtulamayacaktı. Doğruldum ve demin elimden kaçan böceğin hangi yöne doğru kaçtığını izlemeye koyuldum. Bu sırada rahatsız edecek boyutta sessiz olan odada, duvarda asılı duran antika saatin tik tak sesleri karşısında çıldırabilirdim. Saatin tıkırtısını susturabilirim diye düşünürken odanın ortasında bulunan küçük tahta masanın üzerindeki çevirmeli telefonun zırıltısı öfkemi katlandırdı. Telefon ahizesini hemen yanında bulunan cam kaseye, duvarda asılı duran saati ise tam karşıda bulunan duvara çarparak kırdım. İşte ordaydı. Bu kez köşeye sıkışmıştı ve kaçamazdı. Üzerindeki örtüyü kaldırdım ve sıkıştığı köşede art arda darbelerle öfkemi kustum. Tekrar beliren bu sinsi gülümseme tepeme yediğim darbelerle alt üst oluverdi. Anlık değişimin üzerimde bıraktığı etkiyi tarif etmekte zorlanıyordum. Bir an öldürülmeyi bekleyen bir böcek gibi hissediyorken bir an o böceği öldürmeyi planlayan biri oluveriyordum. Her sonuçta öldüğümün farkında değildim ve bu belki de bilinçsiz bir şekilde kendi ölüm yolumu belirmenin sonucuydu.